MEDENİYETİMİZİN KIR YERLEŞİMLERİ VE YAPILARI




Recep TEZGEL
Sosyolog

Karacadağ; Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin arasında uzanan sönmüş bir volkanik dağdır. Klasik dağ görünümü olan konik bir yapıdan ziyade, oval olarak 120 km’lik geniş bir alana yayılmıştır (Kaya, 2006). Bu özelliğinden dolayı dağ görünümünden çok yüksek bir yaylayı andırır. Zirvesi olan Kollubaba tepesi 1957 m’dir. Arazi volkanik püskürmeler sonucu şekillenen bazalt taşlarla örtülüdür. Dağın ince bir toprakla kaplı olan Diyarbakır bölümünde tarımsal faaliyetler yapılmaktadır. Diğer kesimleri ise volkanik taş parçaları ile kaplıdır. Karacadağ, bölge insanı için salt bir dağ değildir. Şiirlerin, romanların, efsanelerin ilham kaynağı, canlıların korunağı, uygarlığın beşiği olan kadim toprakları taşlarıyla süsleyen bir dağdır.

Doğal Yapı ve Habitat
Karacadağ, baklagil ve buğdaygil bitkilerinin yabani atalarının ve bazı nadir bitkilerin yetiştiği bir “Önemli Doğa Alanıdır” (Eken vd., 2006). 2000’li yılların başında yapılan arazi çalışmaları sonucu, Karacadağ’da 66 familyadan 269 cinse ait 534 bitki türü, toplam 552 takson ve bölgeye özgü 32 endemik bitkinin yetiştiği tespit edilmiştir (Ertekin, 2002). Ekolojik yapı ile ilgili belirtmemiz gereken önemli bir nokta da, Karacadağ’ın bitkileri ile ilgili ilk çalışmaların 19. yüzyılın ortalarında başlamış olduğudur. İlk kez 1841-1842 yıllarında Kotschy adlı araştırmacı, birçok yeni bitki örneği toplamıştır. Bunları “Flora Orientalis” adlı eserde yayınlanmıştır (Ertekin, 2002).

Buğday Gen Merkezi
Almanların haftalık ünlü haber dergisi “Der Spiegel”, Mart 2006 tarihli sayısında, Max Planck Enstitüsüne dayanarak hazırladığı dosya haberinde; 68 buğday çeşidinin kıyaslandığı bilimsel çalışmada elde edilen verilere göre, tüm tahılların kökeninin Karacadağ eteklerinde yetişen yabani buğday olduğunun ortaya çıktığını vurgulamıştır. Karacadağ buğdayı, GAP Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi tarafından beş yıl boyunca yapılan deneme çalışmalarından sonra 1998 yılında Karacadağ-98 Ekmeklik Buğday (Triticum aestivum L.) adı ile tescillenmiştir.

Benzersiz Karacadağ Pirinci
Karacadağ’da bulunan çeltik tarlalarında, kendine has bir görüntü, lezzet ve kokuya sahip “Karacadağ Pirinci” yetişir. Karacadağ Pirinci, bir zamanlar hükümdarların yemek ziyafetlerinde, günümüzde ise düğün, barışma ve bayram etkinliklerinde sofraların baş sırasında yer almasıyla ünlüdür. Karacadağ Pirinci, 1’e 1,5 oranına kadar su alabilmektedir. Tekrar ısıtıldığında tadını koruyabilen bu pirinç çeşidi israfın önlenmesine, böylelikle de özellikle endüstriyel mutfaklarda ciddi oranda tasarrufa gidilebilmesine de olanak sağlama özelliğine sahiptir.

Karacadağ’a Özgü “Zom Koyunu”
Bölgenin taşlık yapısından dolayı tarımsal faaliyetler sınırlı olup, bölge köylerinde yoğun olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Karacadağ’da, çevresindeki bölgelerde yetiştirilen diğer koyunlardan gerek fiziksel ve gerekse verim özellikleri yönünden oldukça farklı, “Karacadağ Zom Koyunu” yetiştirilmektedir. Bölgeye özgü Zom Koyunu, Karacadağ’ın Alatosun Beldesi, Bayırkonak ve Ovabağ Köyleri arasında kalan yörede yoğun olarak yetiştirilmektedir. Oldukça güçlü ve dayanıklı görünümlüdür. Kulakları, Karacadağ Bölgesi’nin soğuk iklim yapısına uyum sağlamış olup çiftçiler tarafından tercih edilen benekli bir yapıya sahiptir.

Kımıl Mücadelesinde Doğanın Tahribi ve Tekrar Restorasyonu
Bölge çiftçisinin korkulu rüyası olanSüne/Kımıl zararlısı kışın Karacadağ’da bulunan kışlaklara çekilerek yumurtlama dönemini burada geçirmekteydi. Bu zararlı ile mücadele uzun yıllar başta DDT olmak üzere kimyasal maddeler ve kimi zamanda LPG’li alev püskürten başlıklarla yakılarak yapılmaya çalışılmıştır. Karacadağ’ın ekolojik yapısına büyük zarar veren bu yöntemlerden vazgeçilerek 2010 yılından itibaren biyolojik mücadeleye ağırlık verilmiştir. Bu çerçevede “kışlak” diye bilinen bölgelerde süne ile ortak yaşam a l a n ı n ı paylaşan ve süne ile beslenen, ancak sayıları azalmış olan kekliklerden binlercesi doğaya bırakılmıştır. Böylece doğal denge yeniden tesisi edilerek bir taraftan ekolojik denge korunurken, diğer taraftan ekonomik bir mücadele yöntemi hayata geçirilmiştir.

Padişah Suyu: Hamravat
Diyarbakır’ın bilinen en eski su isale hattı Karacadağ eteklerinde bulunan Gözeli Mevkiindeki Hamravat kaynak suyudur. Rivayetlere göre, bu isale hattı 1535 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ikinci İran seferine çıkarken, Karacadağ’da konaklamıştır. Hasta olan Padişah’a hekimler, Karacadağ’ın havasını ve suyunu tavsiye etmiştir. Sultan Süleyman burada iyileşince Yaradana şükretmiş ve o ünlü özdeyişini burada söylemiş; “Alem içre muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...” Evliya Çelebi de Seyahatnamesinde der ki: “….Eski bilginler, bu Hamravat suyu içine pamuk koyup sonra yine tartmışlardır…. İstanbul’da Eski Saray Kapısı önündeki biricik çeşme suyundan ıslanıp kuruyan pamuk ile, bu Diyarbekir Hamravat Suyunun pamukları beraber tartılmıştır. Bu kadar hafif sudur. Eğer pamuğu ağır olsa, acı olup faydasızlığına delalet ederdi. Bu Hamravat Suyu’nun safra, soda ve balgamı mahveylediği tecrübe ile malumdur. Hatta Osmanoğullarından İbrahim Han bu suyun vasıflarını duyunca, “Elbette bana Diyarbekir’den Hamravat Suyu gelsin!” diye hat-ı şerif ile dergah’ı ali kapıcıbaşısı, memuren Diyarbekir’e gelmiştir. O zaman efendimiz Melek Ahmet Paşa, Kara-Amid valisi idi. Paşa, padişah emrini görünce baş üstüne deyip, 24 adet gümgümlere sular doldurup ve ağızlarını mühürleyip, gelen kapıcı-başıya on kese de ihsan verip teslim eyledi. Allah’ın hikmeti bu soğuk saf su İstanbul’a girdiği gün, yeni padişahın tahta oturduğu gün olup, bu Hamravat Suyu, Sultan İbrahim’in oğlu Dördüncü Mehmet Hana nasip olmuştur. 1056 Recebinin onsekizinci Cumartesi günü, ikindiden sonra tahta oturduğu vakit, ilk olarak Hamravat Suyu içti. Sözün kısası bu Hamravat Suyu Diyarbekir’in yüzsuyudur” (DİSKİ, 2014).

Karacadağ Bazaltı
Karacadağ Bazaltı; su, darbe ve sürtünmelere karşı çok dayanıklıdır. Renk değiştirmez ve aşırı derecede camsı niteliği yoktur. Bu nedenle de uzun süre yapıda leke ve kılcal çatlaklar oluşturmaz ve asitlere karşı dayanıklıdır. Bu özelliklerinden dolayı yapılarda bolca kullanılmıştır. Diyarbakır, hangi yönden bakılırsa bakılsın bazalt taşının hâkim olduğu bir şehirdir. Surlar, camiler, hanlar, hamamlar, medreseler, evler ve yollarda ana malzeme olarak bazalt taşı kullanılmıştır.


Güneydoğu’nun Kayak Merkezi
Bulunduğu bölgenin geniş bir bölümünde içinde kar tutan ender yerlerden olan Karacadağ’da 600-700 m uzunluğunda kayak pistleri düzenlenmiştir. Yine bu merkezde 250 m’lik bir lift, 70 m2 bir kafeterya ile 40 metre karelik bungalov tipi hizmet evi bulunmaktadır. Kasım ayında başlayan ve dört ay devam eden kayma sezonu vardır.

Karacadağ ve Edebiyat
Anadolu’nun gelenek, mitoloji, efsane, hikâye, türkü ve oyunlarının çoğunda dağ önemli bir motif olarak yer almıştır. Bu çerçevede Karacadağ da birçok edebiyat ustasına ilham kaynağı olmuştur. Bu usta kalemlerden Ahmed Arif, dizelerinde Karacadağ şöyle betimler:

"Karacadağ’da çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının
Damla-damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider... "

Diyarbakır’da 1938-1961 yılları arasında aylık olarak çıkarılan Karacadağ Dergisi, yerel ve ulusal birçok yazar ve edebiyatçıyı sayfalarında konuk etmiştir.

Karacadağ’ın Gezginleri: Koçerler
Bin yıllık mirasa sahip renkli kültürlerini günümüze kadar taşıyan ve yarı göçebe yaşam sürdüren Koçerler/Köçerler, Karacadağ’ı mekân tutmuşlardır. Koçerler; “Kon” denilen çadırlarda hayvancılık yapmakta ve kışın Karacadağ’ın eteklerine göç ederek Koçer geleneğini halen devam ettirmektedirler.

KAYNAKÇA

DİSKİ (2014). “Diyarbakır’da Suyun Tarihçesi”, http://www.diski.gov.tr/bpi.asp?caid=200&cid=560, 25.10.2014. Eken, G., Bozdoğan, M., İsfendiyaroğlu, S., Kılıç, D. T. ve Lise, Y. (editörler) (2006). Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları (2 Cilt), Ankara: Doğa Derneği, http://www.dogadernegi.org/userfiles/pagefiles/yayinlarimiz/10_GUNEYDOGU.pdf, 25.10.2014. Ertekin, S. (2002). Karacadağ Bitki Çeşitliliği, Diyarbakır: Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği Yayını Kaya, Ö. F. (2006). Karacadağ (Şanlıurfa/Diyarbakır)’ın Bitki Ekolojisi ve Bitki Sosyolojisi Yönünden Araştırılması, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı, Ankara. K




Ehlibeyt Mahallesi, Tekstilciler Caddesi, Ekşioğlu İş Merkezi, Kat:2 16/4 06520 Balgat / Çankaya / ANKARA
e-adres : info@gelard.org.tr     e-bilgi : www.gelard.org.tr
GELard Dernek Hesap Numaraları : TR70 0001 5001 5800 7305 6634 86
T. Vakıflar Bankası T.A.O. Çetin Emeç Ankara Şubesi